HAKKIMIZDA
Doğanın ve
tarihin tam kalbinde…
Çeşmeli Konak!
Altınoluk Köyü’nün Çeşmeli konağı usta ellerde yeniden yaşam buldu.
Restore edilerek 9 odalı bir butik otele dönüştürülen Çeşmeli Konak, çok
eski çağlardan beri tanrılara yakıştırılan bir doğanın içinde; bölgenin
meşhur “havası ve suyundan” payını almak isteyen herkese açık...
Mitolojik kaynaklarda İda Dağı olarak bilinen Kaz Dağları, her mevsim farklı
bir yeşile bürünüyor. Havası da suyu kadar ünlü bölge, zeytin, kızılçam,
yükseklerde ise karaçam ve meşe ormanlarıyla kaplı. Sadece bu saydıklarımız
değil, Akdeniz dendiğinde akla gelen bitki çeşitliliğinin neredeyse tamamı
bu topraklarda yetişiyor. Kaz Dağları’nın Ege Denizi’ne bakan yamaçlarında
kurulmuş olan Altınoluk köyü, bu güzel doğanın tam ortasında yer alıyor.
Geçmişte farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olmakla birlikte bugün,
Arnavut kaldırımlı sokakları, taş evleri, çeşmeleri ve haremlik- selamlık
konaklarıyla klasik bir Türk köyü havasında… Tarihi dokusu epeyce zedelenmiş
olarak günümüze ulaşan Altınoluk köyünde ayakta kalmış az sayıdaki mimari
örneklerden biri: Çeşmeli Konak.
Adını bahçe duvarındaki tarihi çeşmeden alan Çeşmeli Konak’ın dilden dile
anlatılan öyküsü köyün bir dönemine de ışık tutuyor; 1850’lerde Midilli’den
buralara zeytinin ve zeytinyağının iyisini almaya gelen bir tüccar, köyün en
güzel kızına aşık oluyor. Kızın babası bu işe gönülsüz, gösterişli
konaklardan birini işaret ederek “Böyle bir konak yaparsan, kızımı sana
veririm” diyor. İşte Çeşmeli Konak böylece, Midilli’den getirilen yapı
ustalarının el emeğiyle kısa zamanda tamamlanıyor. Konağın bugünkü sahibi
Tufan Atalayman “Konağın düğüne yetişmesi için aceleye getirildiği özellikle
tavan süslemelerinden belli oluyordu” diyor. Türk yaşam biçimine uygun
olarak ve çevredeki diğer yapılar örnek alınarak inşa edilen Çeşmeli
Konak’ın ilk sahiplerinden, bugüne hiç eser kalmamış. Uzun yıllar boyunca
hor kullanılan yapı, ahşap ve taş kısımlarıyla depremlerden zarar görmüş.
Çatısı yağmurdan çökmeye başlamış yorgun bir yapıyken bile, içinde tam üç
aileyi barındırmış.
Midilli, Ayvalık ve Edremit Körfezi’ne hakim, olağanüstü manzarasıyla insanı
kendisine hayran bırakan taş yapının restorasyonu önceleri kişisel konut
olarak başlamış. Ancak kısa zamanda 9 odalı butik otel projesine dönüşmüş.
Tufan Atalayman “Ortada başkalarıyla da paylaşılması gereken müthiş bir
değer vardı. Çalışmalarımıza Mimar Ernur Kalender’i de dahil ederek Anıtlar
Kurulu’ndan onaylı projeyle işe başladık ve konstrüktif yapıyı bir yılda
tamamladık” diyor. Yapıya ait ayakta kalan, kullanılabilecek ne varsa
sağlamlaştırılmış ve yeniden aslına uygun olarak yerleştirilmiş. Konağın tüm
doğrama ve kapıları yine Mimar Ernur Kalender’in İstanbul’daki atölyesinde
imal edilmiş. İç dekorasyona gelince; mobilyaların tamamı Çukurcuma ve
civarındaki antikacılardan uzun zaman aralıklarında, tek tek ve her bir
odanın özelliği göz önüne alınarak seçilmiş; koltuklar, sandalyeler,
gardolaplar, sehpalar, aynalar, radyolar, telefonlar, avizeler, hesap
makineleri, müzik dolapları… Tüm bunların bakım ve onarımını yine
Çukurcuma’daki usta eller üstlenmiş.
Hummalı bir çalışmanın ardından iç dekorasyonu da tamamlanan Çeşmeli Konak,
bu yılın Temmuz ayında hizmete açıldı. Bir otelde arayacağınız her türlü
konforu, sıcacık bir yuva ortamında sunmayı başaran Çeşmeli Konak’ın sahibi
ve yöneticisi Tufan Atalayman “Konağın açılışı Altınoluk Köyü’nde yepyeni
bir sinerjiyi harekete geçirdi; benzer yapılar da temizlenmeye, onarılmaya
veya Altınoluk Belediye’si tarafından kamulaştırılıp, bir kısmı müzeye, bir
kısmı turistik tesise dönüştürülmeye başlandı. Bu da bizi mutlu ediyor”
diyor.
Çeşmeli Konak’ın misafirleri doğanın tadını
çıkarıyor.
Altınoluk’un güzel sahiline sadece 3 km uzaklıkta bulunan Çeşmeli Konak’ın
misafirleri, ne kadar şanslı olduklarını henüz yoldayken fark ediyorlar;
Çanakkale- Edremit karayolunun Edremit Körfezi’ne en hakim noktasında, yol
boyunca sıralanan zeytin ve zeytinyağı satıcıları, bu tatilden alınacak
lezzetin ve keyfin de ilk habercileri oluyor. Konağın bulunduğu bölge
oksijen oranındaki yükseklik bakımından dünyanın sayılı yerlerinden biri.
Bunu söyleyen uzmanlar; Altınoluk'un oksijen yoğunluğunu 21.9 olarak tespit
ediyor. Bölgeye hakim olan rüzgar çoğunlukla poyraz. Ancak hırçın bir rüzgar
olan Poyraz,, Altınoluk’ta çok kuvvetli esmedikçe varlığını hissettirmiyor.
Suyu da havası kadar makbul bölge, heyecan verici bir doğayı ziyaretçilerin
önüne seriyor; Şahin Deresi Kanyonu ve "oksijen cenneti" olarak adlandırılan
Çam Mahallesi (Altınoluk’tan 2 km yukarıda) özellikle solunum rahatsızlığı
çekenlerin en çok tercih ettikleri yerler arasında… Kaz Dağları’nda
gecelemeli yürüyüş için iki güzergah var; yürüyüşte Sarıkız ve babasının
türbeleri, Kaz Avlusu, antik duvar kalıntıları ve çeşmeler görülüyor.
Çevresi şifalı bitki ve otlarla bezeli olan Şahinderesi Kanyonu’na giden yol
üzerinde buz gibi, kireçsiz, vücuttan hızla uçup gidiveren suyuyla çok
sayıda gölcük bulunuyor. Dereçatı (suyu çiçek ve kekik kokulu), "Naneli
pınar", Gücük Burun, Ağlayan Çam, Kestane Deresi, Yörük Pınarı, Selvili
Mezarlık, Ayı Kapıları gibi etaplarıyla gezginlere binbir keyif veren
Şahinderesi Kanyonu, bölgedeki hava değişimini de sağlıyor. Doğal yapısı
sebebiyle bir baca görevi gören kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı
ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı dağa çıkarıyor.
Bölgenin en değerli hazinesi; Antandros kenti. Antik dönemden, Roma dönemine
önemli bir liman şehri olan Antandros, zamanında, Kaz Dağları’ndan sağlanan
kerestenin Akdeniz ülkelerine ihraç edildiği önemli bir merkezmiş. Zengin
mozaik buluntularıyla da dikkat çeken tarihi kalıntılardaki kazılar halen
devam ediyor. Öte yandan, Zeus Sunağı, Başdeğirmen'deki Roma köprüsü,
Türkmen kültürüne ait çok sayıda etnografik malzemenin sergilendiği
Tahtakuşlar Etnografya Müzesi ve Çeşmeli Konak’ın hemen yakınında yer alan
Abdullah Efendi Konağı ise görülmesi gereken yerler arasında.