BÖLGE GEZİ REHBERİ
|
Bölgenin en gözde tatil
yöresi Edremit’e 25 km uzaklıktaki Altınoluk.. Altınoluk orta
halli aileler için tercih edilen yazlık tatil yerlerinin başında
gelir. Büyük çarşısı, cafe-bar ve çay bahçeleri akşam yemek
sonrası şenlenirken "piyasa vakti" gecenin geç saatlerine kadar
devam eder. Piyasa gezintisi Altınoluk Meydanındaki
dondurmacılardan, sahil boyu ve mendirek sonuna dek sürüyor.
Plajlar ise hem ücretsiz hem de güzel. Sezon sonu Eylül ayında
uyuyan deniz, dipte gazete okuyacak kadar
berraklaşıyor.
|
|

Şahinderesi
 Şahinderesi Kanyonu |
Denizi, sahili yanında
İda (Kaz) Dağı’na doğru yayılan güzel köyleri ve asıl da bol
oksijenli havası ile ünlüdür Altınoluk. Yöre insanlarının "oksijen
cenneti" diye adlandırdıkları Çam Mahallesi (Altınoluk’tan 2 km
yukarıda) büyük kentlerden kaçan, özellikle solunum rahatsızlığı
çeken insanların en çok tercih ettikleri yerler arasında ön
sıradadır. Düzlükteki yerleşimden İda Dağı’na doğru yükseldikçe
eteklerde zeytin, daha sonra çam ağaçları bu efsanevi dağın
yamaçlarını sarıyor. Kazdağlarında gecelemeli yürüyüş için iki
güzergah var. Daha kısa olanı 17 km. ve altı saat kadar sürüyor.
Daha az eğimli traktör yolundan çıkış 10 km. daha fazla ve 8 saat
sürüyor. Konaklamalı yürüyüş için malzeme gerekiyor. Yürüyüşte
Sarıkız ve babasının türbeleri, Kaz Avlusu antik duvar kalıntıları
ve çeşmeler görülüyor
Altınoluk’u oksijen
çadırına dönüştüren etkenlerin başında Şahinderesi Kanyonu
geliyor. Bölgede hava değişimi sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam
kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı
dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor. Karşılıklı hava
sirkülasyonunu sağlayan 27 km. uzunluğundaki kanyonun yüksekliği
600 metre. Açık U şekilli aralığı 700 metre civarında. Çevresi
şifalı bitki ve otlarla bezeli olan Şahinderesi Kanyonuna Orman
İşletme Müdürlüğü’nden izin alınarak giriliyor. Rehbersiz
gezmenizi tavsiye etmediğimiz Şahinderesi Kanyonundan 25 km’lik
bozuk toprak yol daha ziyade jeep türü araçlara geçit veriyor.
Kazdağları’na güvenli ve verimli bir gezi için bu bölümün sonunda
bu gezileri düzenleyen Seyahat Acentaları’na başvurunuz. Kendi
başınıza gezmeniz hem yasak, hem de tehlikeli. Sizin için de dağ
için de tehlikeli, lütfen uyunuz.
Şahinkale’nin kuzeyine
gitmek için Avcılar köyünden orman yoluna giriliyor. Ormana giriş
izninizi görevli bekçiye gösterip köprübaşından Kışladağı’na
varıyorsunuz. Yol üzerinde çok soğuk, kireçsiz, vücut üzerinde
çabucak kuruyan suya sahip gölcükler bulunuyor. Bunlardan biri
olan Dereçatı mevkiinde yüzebilirsiniz. Bu nedenle yola çıkmadan
önce mayo ve havlunuzu yanınıza alın. Su ve kuş sesinden başka ses
duyulmayan bölgede pınar suları hayli bol. Dereçatı suyu çiçek ve
kekik kokularını da beraberinde getirip, yosunlu kayaların
kalbinden akıyor. Biraz ilerdeki pınar ise nane otları arasından
aktığı için "Naneli pınar" ismiyle anılıyor. Kanyonda ilerleyen
Gücük Burun, Ağlayan Çam, Kestane Deresi, Yörük Pınarı, Selvili
Mezarlık, Ayı Kapıları, Damla isimli etapları geçip kabaran
iştahınızla Altınoluk’a dönebilirsiniz. Şahinderesi kanyonunun
çıkış noktasında bir yapay bentten dökülen suların yarattığı
çağıltı ve serinlik Bent Otel bölgesini . Zaman uygunsa kuş
cıvıltıları ve su çağıltıları arasında alabalık yemeyi de
unutmayın. |
...............................................................................................................
|
KAZDAĞLARI
(İDA DAĞI) :

Edremit Körfezi'nin
kuzeyinde bulunan Kaz Dağları 21.300 hektarlık alanıyla deniz ve
yeşilin tarihi dengeler ile doğanın kucaklaştığı zengin fauna ve
florası ile ilimizin görülmeye değer yerlerinden biridir.
Kazdağlarından gelen
orman havası ile denizin iyotlu ve oksijen miktarı yüksek havası
birleşince Altınoluk Şahinderesi boğaz civarı oksijen çadırı
olarak ifade edilmekte ve dünyanın oksijen bolluğu yönünden ilk üç
yerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Kazdağlarına
yöremizden dört noktadan ulaşılmaktadır. Bunlar Zeytinli,
Kızılkeçili köyü, Güre köyü ve Altınoluk istikametinden çıkan
orman yollarıdır.
Kendi doğal
ortamından [endemik - Kaz Dağı göknarı (Abies Egui Trojani)]
sadece Kaz Dağı'nda bulunan bu ağaç türü, Babadağ'ın kuzeydoğu
yamaçlarında ve 1000-1500 m. yükseklerinde yayılım gösterir. 25-30
m. kadar boy atabilen, dar koni tepeli, piramit görünüşlü
dekoratif bir ağaçtır. Mısır koçanı benzeri uzun kozalakları
vardır. Bu bölgede 1988 yılında çıkarılan bir yasa ile "Kazdağı
Köknarı Tabiatı Koruma Alanı" ilan edilerek özel korumaya
alınmıştır.
Troia Kralı
Priamos'un karısı Hekabe düşünde karnından alevler çıktığını ve
şehri kapladığını görür, yorumu değerlendiren biliciler doğuracağı
çocuğun Troia'ya felaket getireceği yorumunu yaparlar. Bunun
üzerine doğan çocuk Paris'i İda Dağı'nda ölüme terkederler. Dişi
bir ayı tarafından beslenen Paris çevredeki çobanlar tarafından
bulunarak kendileri gibi çobanlık yapar. Adını da Aleksandors
koyarlar. Genç delikanlı Aleksandors, ağaç perisi Oinone'ye aşık
olur ve evlenir.
| Tanrılar
katında zevk ve eğlence olduğu bir sırada davete çağrılmayan
kavga ve nifak tanrıçası Eris olaya içerlemiş ve eğlencenin
doruk noktasında "Altın bir elmanın üzerine en güzele"
diyerek şölen sofrasına fırlatır. En
güzel olduğu söylenen tanrılar arasında kıyasıya bir
mücadele başlar ve 3 tanrı ayakta kalır. Bunlar Aphrodite,
Athena ve Hera'dır. Bu üç tanrıça en büyük tanrı Zeus'a
başvurarak elmayı en güzele vermesini isterler. Zeus bu zor
durumdan "Ben güzelden anlamam, bir kral oğlu olan ve İDA
dağında çobanlık yapan Paris bu seçimi engüzel şekilde
yapar" diyerek olaydan sıyrılır. Bunun üzerine İda Dağı'na
gelen bu üç tanrı, Paris'e altın elmayı; Hera kendisine
vermesi durumunda Asya Krallığını, Athena kendisine vermesi
durumunda sonsuz akıl ve başarıyı, Aphrodite kendisine
vermesi durumunda dünyanın en güzel kadını olan Spartalı
Helena'nın aşkını verecekleri vaadlerinde bulunurlar.
|
 |
| Bu üç teklifi
değerlendiren Paris altın elmayı sonunda Aphrodit'e verir.
Bu anlamda dünyada ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer
İda Dağı olması nedeniyle mitolojik öneme haizdir.
|

KAZDAĞLARI TOZLU YAYLASI
SARIKIZ
TÜRBESİ
EDREMİT Körfezine bakan Kaz dağının
hörgücünde bir yatır vardır. Her yıl, ağustos ortasından eylül'ün
ortasına kadar katar katar kervanlar, bu yatırın ziyaretçilerini
Kaz dağının tepesine ulaştırır. Çadırlar kurulur. Pazarlar,
sergiler açılır. Alışveriş, eğlence, cümbüş hep o günlere
saklanır. Kaz dağı sanki bir kol çengi olmuştur. hop oturur hop
kalkar.
Kaz dağında yatan evliya, Sarı Kız
diye anılır. Nereden gelmiştir, kimin soyundan, kimin kimin
huyundan? Hakkında öyle çok şey söylenmez. Ancak, oralarda kime
sorsanız, size sonbaharın parlak gecelerinde Kaz dağının
hörgücündeki yatırın üzerine nur indiğini bunu kendisinin de,
babasının da, emmisinin, halasının da gözleriyle gördüğünü yemin
billah söyler.Halbuki, yemin etmesine gerek yok... Eski Yunan şair
Homeros'tan beri buralardan geçen kaç yazıcı, sarı Kız'ın üzerine
geceleri hur indiğini yazmış.
Bir zamanlar Edremitte bir dünya
güzeli bir kız varmış. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi
omuzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı
bakarmış. Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı
değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan'ın muhabbetinde, gözü gönlü O'nun
aşkında karalıymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir,
Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş,
sadık ve vefalıymış. Sarı
Kız'ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık
olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim.
Sarı kız'ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış.
Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni
reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz, “Benim Hak'tan başka
bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş.
Gün günden herkesin sabrı tükenmeye,
canı sıkılmaya başlamış. Önce küçük dedikodular, sonra büyük büyük
iftiralar Edremit'e yayılmış. Sarı kız sustukça söylentiler
büyümüş, diken diken, çatal çatal olmuş. Zavallı merak ediyor,
kendi kendine, acaba şu insanoğlu, kendi gibi olmayanlara karşı
daha ne kadar zalim, ne kadar anlayışsız olabilir diye soruyormuş.
Bir gün memleketin ileri gelenleri
Sarı Kız'ın babasını yoldan çevirmişler: “Ya namusunu temizle, ya
çek burdan git. Kızın kötü yoldadır, biz böyle şey istemeyiz!”
diye dayatmışlar. Zavallı adam, dünya güzeli kızından bir fenalık
görmemiş ama, o da onu anlayamıyor! O dalıp dalıp gitmeler,
günlerce aç susuz dolaşmalar. Boynum kıldan ince, deyip her şeye
boyun vermeler... Ama, iş evlenmeye geldi mi hayır diye
dayatmalar... Bütün bunlar niçin? Sonra, mademki iş bu hale
geldi!. Gerçekten bu lekeyi temizlemek gerek. Ertesi gün
adamcağız, kümesten kazları çıkarmış, Sarı Kız'ı yanına almış.
Varmışlar Kaz dağına... Kızına, biraz kaz güdelim demiş ama
niyeti, bir punduna getirip yalnızca aşağı inmekmiş. Sarı Kız,
orada kaderiyle baş başa kalacak. Kaz dağında, bir gece geceleyip
de sabaha sağ çıkan yok ki kızı çıksın. Orada ölür gider, babası
da âlemin dilinden kurtulur. Sarı Kız, babasının niyetini
yüreğinden okumuşmuş Ardından bakmış da "Haydi güle güle, var
selametle". demiş, kazlarını süre süre tepelere doğru
yürümüş. Babasının iki gözü iki çeşme, sel sel ağlarmış., Kaz
dağının ayazı yüzüne vurdukça"Vay kızım, Sarı kızım" diye
dövünürmüş!... Ne ki, korktuğu gibi, Sarı Kız ölmemiş. Onu bir
zaman sonra oduncular, Kaz dağı ormanlarında dolaşırken
görüvermişler. Vay demişler, adam bizi aldatmış. Kızı öldürdüm
dediydi! Meseleyi haber alınca, içi pişmanlık ateşiyle alev alev
yanan Sarı Kız'ın babası, sevinsin mi, dövünsün mü? Yamçısını
sırtına almış, başlamış yokuşu tırmanmaya. Hey demişler, kar var,
tip var, delirdin mi? Artık bunları kim dinler? Bir solukta yolun
yarısını gitmiş, Ortalık göz gözü görmüyormuş. Derken önünde bir
ışık belirmiş. O ışıkla beraber ne kar kalmış, ne tipi. Hava
ısınmış, etrafı nefis kokular bürünmüş. Işık gitmiş, adam gitmiş,
ta doruğa varmışlar, Birden ışık şöyle bir titreyince, ne görsün?
Sarı Kız güle güle babasının boynuna sarılmaz mı? Ne sitem, ne
ağıt, ne şikayet..."Gel babam, sana çorba pişirdim, sana döşek
serdim" diye onu bir mağaraya sokmuş. Sabaha kadar söyleşip
gülüşmüşler. Baba anlamış, iyice anlamış:
"Sarı Kız, bu dünyanın insanı değil,
o ermişlerden bir ermiş!"
Sabah olunca, bir namaz kılayım,
diye adam davranmış. Sarı Kız, "Dur baba, sen deniz suyuyla abdest
alırsın" diye Kaz dağından testisini uzatınca, aşağıda, testiye
denizden suyu dolduruvermiş.Ama, babanın bütün yalvarıp yakarması
boşuna gitmiş. Sarı Kız'ı bir daha aşağı inmeye razı edememiş.
Sarı Kız,"Benim masumiyetimi onlara sen haber ver. Hem ben,
Edremit'e beddua ettim. Bundan böyle kazları yağlı, kızları
sevdalı olacak. Kim bu sevdaya tutulursa mevlam kolaylık versin...
Edremit’ten kız seven yanacak, ama ne yanacak!..."
 |
 |
|
SARIKIZ TÜRBESİ |
SARIKIZ YAYLASI |
 |
|
SARIKIZ TEPESİ |
.......................................................................................................... |
|
ASSOS
Ayvacık'ın sahil köylerinin en
önemli özelliği Adatepe'den başlayarak kıyıya paralel uzanan
tepelerin deniz gören yüksek kesimlerinde yerleşmiş bulunmasıdır.
Behram (Assos), Ayvacık'ın güneyi boyunca bir gerdanlık gibi
dizilen köylerimizin ortasında adeta bir elmas gibi gözleri
kamaştıran güzelliği ile boy göstermektedir. Dünyada antik şehir
kalıntısı içinde yaşamaya devam eden biricik köydür.
Assos, Eski Anadolu'nun batısında,
Troas bölgesinin güney kıyısında, 238 metre yükseklikteki bir
bazalt tepesi üzerine kurulmuş antik bir şehirdir. Örenleri,
Behram Köyü civarında görülmektedir. Tepenin kuzey eteğinde,
Satnioeis (Tuzla Çayı) akmaktadır. Assos, Lesbos (Midilli)
adasındaki Methymna şehrinden gelen Aioller tarafından
kurulmuştur. M.Ö.560-547'de Lydialılar'ın, M.Ö.547-479'da
Perslerin egemenliği altında bulunmuştur. Bağımsızlığa kavuştuktan
sonra Attika Deniz Birliği'nin bir üyesi olmuştur. M.Ö.405'te
Assos'ta oligarşik bir hükümet kurulmuştur. M.Ö.366 yılında
Phrygia satrabı Ariobarzanes, Pers Kralı'na karşı ayaklandığı
zaman, büyük bir banker ve işadamı olan Eubulos Ariobarzanes ile
bir olarak Atarneus'tan Assos'a kadar bütün kıyı bölgesini elde
etmiştir. Ariobarzanes'in düşmanları Lydia satrabı Autophradates
ve Karia satrabı Maussollos, Assos'u muhasara ettikleri zaman,
Eubulos, şehri başarı ile savunmuştur. Sonunda Sparta Kralı
Agesilaos'un işe karışmasıyla kuşatma kaldırılmıştır. M.Ö.350
yılında Assos'un idaresi Hermias'ın eline geçmiştir. Hermias,
Eubulos'un bir hadım kölesidir; fakat çok kabiliyetli olduğu için,
Eubulos onu öğrenim için Atina'ya göndermiştir. Hermias, orada
Eflatun'un öğrencisi olmuş ve Aristo ile dostluk kurmuştur.
Anadolu'ya döndükten sonra, hem para hem de devlet işlerinde
Eubulos'un ortağı ve arkadaşı olmuştur. Hermias, Assos şehrini
Eflatun'un öğrencileri olan Erastos ile Koriskos'a hediye
etmiştir; onlar da orada bir felsefe okulu kurmuşlar, devlet
idaresinde de Hermias'a etki yapmışlardır. Eflatun'un ölümünden
sonra, Hermias'ın daveti üzerine Aristo, Ksenokrates ile beraber
Assos'a gelmiş ve orada ilk felsefe okulunu kurmuştur. Bu şekilde
Assos, Aristo'nun orada kaldığı üç yıl zarfında (347-345) Yunan
tefekkür hayatının önemli bir merkezi olmuştur. Kıstoa Okulu'nun
ikinci başkanı olan Kleanthes (330,231) Assos'ta doğmuştur.Hermias'ın
ölümünden sonra (M.Ö.342) Assos, yine Perslerin egemenliği altına
girmiş, M.Ö.334'te Büyük İskender tarafından kurtarılmış, ondan
sonra bütün Troas bölgesi gibi, muhtelif hükümdarların egemenliği
altında bulunmuş, sonra Bergama Kralları'nın ve bütün Bergama
Krallığı ile beraber M.Ö.l33 yılında Romalıların eline geçmiştir.
Assos adı, tarihte bundan sonra geçmemekle beraber önemini
kaybetmemiştir. Assos'a Bizans zamanında Makhramion adı
verilmiştir, bugünkü adı Behram, oradan gelmektedir.Assos'un
önemi, özellikle Aleksandreia Troas'tan, Adramytteion'a, oradan da
Bergama'ya kadar giden yola hâkim olmasındandır. Bu yüzden, şehir
ilk zamanlardan beri iyice tahkim edilmiştir. Büyük bir kısmı iyi
korunmuş olan surlar ve kapıları, M.Ö.IV ve III. yüzyıllarda
yapılmıştır; bunlar Yunan tahkimat sanatının parlak bir örneği
sayılabilir. Öbür binalar arasında özellikle şehir tepesinin en
yüksek noktasında bulunan Athena Tapı-nağı'nın önemi, anılmaya
değerdir. Bundan başka bir tiyatro, bir gymnasion ve agoranın
kuzey kenarındaki bir stoanın örenleri de vardır. Deniz kenarından
hala eski dalgakıranın kalıntıları görülebilmektedir. Batı
Akropolis' te ise her iki kenarında da mezarlar bulunan bir sokak
göze çarpmaktadır. Ayrıca birçok mezar anıtı da bu sokakta yer
almaktadır.
ASSOS –İSKELE
Athena Tapınağı'nın yükseldiği tepeden denize
bakıldığında antik iskelenin su altındaki kalıntıları rahatlıkla
görülebilmektedir. Lesbos (Midilli) ile Assos arasındaki dini ve
siyasal bağ düşünüldüğünde; buranın işlek bir liman olduğunu
tahmin etmek güç olmasa gerek. Bugün batık olan antik limanın
yerine yapılmış olan iskele, tarihteki eski hareketliliğini
kaybetmişse de , güzelliğiyle ziyaretçilerini büyülemeye devam
etmektedir. İskele, seksenli yıllara kadar palamut sevkıyatında,
burada bulunan
yapılar da palamut ambarı olarak
kullanılmakta iken, günümüzde her ikisi de turizm amaçlı faaliyet
göstermektedir.Palamut yüklü deve kervanlarının yerini, dünyanın
dört bir yanından akın akın gelen turist konvoyları almaktadır.
..........................................................................................................
ANTANDROS
Mysia'da İda Dağı
eteğinde çok eski bir şehirdir. Adramytteion'un denize bakan
çıkıntısının kuzey kenarında,Alkaios'a göre bir leleg yerleşimi,
Skespsis'li Demetrios'a göre bir Kilikya kuruluş; Heredot'a göre
bir Pelasg yerleşimi; Thukydides'e göre bir Aiol yerleşimi. Edonis
ve Kimmeris gibi yan adları da vardır. Bu adların, Aristoteles'e
göre Antandros'u işgal eden kavimlerden kaynaklanması
gerekmektedir. Diğer bir söylentiye göre de; buradan sonradan
kovulan ANDRİA'lılar tarafından kurulmuş olmasıdır. Antandros
bölgesinde, sikkelere göre Astria'nın doğusundaki Aspeneos'da, ida
dağlarından elde edilen ve özellikle gemi yapımında kullanılan
ağaç (Odun-Kereste) ticareti ileri düzeydeydi. Pers yönetimi
sırasında Dareios tarafından ele geçirilmiştir. Pelopponnes
savaşları sırasında birçok kez olayın içine çekilmiştir.
Atinalılara tribt (vergi) ödemek zorunda idi. Sicilyalıların
hareketi yüzünden tekrar Perslerin eline düşmüştür. Sonra Persler
tarafından kovulmuşlardır. 4. yy.lın ikinci yarısında özgür bir
şehir olarak sikke basmıştır. Geç dönemlerde Titus'dan Elagabal'a
kadar sikke basmıştır. Hıristiyanlık döneminde bir psikoposluk
merkezi idi. H.Kiepart tarafından bugünkü Avcılar yakınında sahile
doğru, iki yüz on beş metre yükseklikteki bir dağ üzerinde
lokalize edilmektedir. Burada bulunmuş bir yazıt
yayınlanmıştır.
Freskli ve mozaikli
evler günışığında

Antik kentte
1992 - 1996 yılları arasında Bursa Müzesi'nce yapılan kazı
çalışmalarına ara verilmesinin ardından, 2001 yılında tekrar
başlatılan kazılar Balıkesir Müzesi başkanlığında Ege Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülüyor.
Dönemin önemli bir kıyı kenti olan ve ulaşılan bilgilere göre iki
limana sahip bulunan Antandros'ta yapılan kazılara bu yıl,
denizden yapılan çalışmalar da eklendi. Ortadoğu Teknik
Üniversitesi Sualtı Topluluğu tarafından yapılan çalışmalar
sonunda, İda Dağı'ndan kesilerek gemi yapımında kullanılmak üzere
hazırlanan kerestelerin ihraç edildiği Aspeneus Limanı'na ulaşmak
hedefleniyor.

“kazı çalışması
mezarlık alan, geç roma dönemine ait villa, yol üstü açması ve
Antandros antik kaynak 2 liman kazı olarak 4 aşamada
gerçekleştiriliyor. Şuan M.Ö 7. Yüzyılın ikini bölümüne ait
mezarlar ele geçirildi. M.S. 8. Yüzyıla ait seramik parçaları
kazıda bulunması nedeniyle o dönemde bu seramikler ölü ile
birlikte hediye amaçlı olarak mezarlara gömüldüğü için mezarlarda
genişleme yerine derine kazılar yapılıyor. Ayrıca Tek Çam
mevkiinde mendirek kayalarına rastlanıldı, burada Aspenus
limanlarının bulunma olasılığı çok yüksek. Limanlardan
Kazdağlarından kereste ihracatı yapılıyormuş. Bu yüzden bu yıl
kazı çalışmasına deniz ekibi de katılarak hem karadan hem de
denizden devam ediyor.
 Zengin bulgular
elde edildi
Kentte yapılan
çalışmalar kapsamında ayrıca, karayolu çalışmalarından zarar
görmemesi için yapılan iki açmayla, güney tarafında Erken Bizans
Dönemi'ne ait bir mezarlık, kuzey tarafındaki alanda da halk
yerleşimine ait konut temeller ortaya çıkarıldı. Büyük bölümü
ikinci konut yapılanmasıyla tahrip edilmiş Arkaik-Klasik Devir
nekropollerinin bulunduğu alanda yapılan kazılarda, Klasik Dönem'e
ait zengin veriler sağlayan lahitler bulundu.
 Vorderseite Apollo; Antandros/Troas ca. 350
v.C.
Antik kentin, büyük
olasılıkla akropolünün yer aldığı Kaletaşı Tepesi'nin batı
yamaçlarında yapılan üçüncü sektör kazısında ise duvarları
freskolar, tabanları zengin mozaik döşemelere sahip olan yamaç
evlere ulaşıldı. Geç Roma dönemine
ait bu evlerin, Edremit Körfezi'ne hâkim konumdaki tüm yamacı
kapladığı sanılıyor. Bu kısımda şimdiye kadar 7 oda ve revak
bölümünden oluşan yapı kompleksi açığa çıkarıldı. |
|
...............................................................................................................
BİR KÖY MÜZESİ
TAHTAKUŞLAR

Akçay ile Altınoluk
arasında Tahtakuşlar Etnografya Galerisi tabelasını görüp sağa
girdiğinizde köyün hemen girişinde bir köy müzesi göreceksiniz.
UNESCO’dan özel ödül almış müzede Türkmen kültürünün iş
aletlerinden giysilerine, çadırlarından ev gereçlerine kadar
yüzlerce ürün sergileniyor. Müzenin kurucusu ve yöneticisi emekli
öğretmen Alibey Kudar ve ailesi çevre hakkında bütün sorularınıza
cevap veriyorlar. Bir de Kaz Dağı’nın çeşitli dertlere deva
otlarını toplayıp kurutuyorlar. Melisa, kandil çayı, karabaldır
gibi hoş adları da olan otlardan küçük bir bedel karşılığı satın
alabilirsiniz. Değişik otlardan oluşmuş pakette her otun üzerinde
nasıl kullanılacağı ve neye yaradığı belirtiliyor. Ayrıca elişi
giysiler, takılar da alabilirsiniz. Alibey Kudar hoşsohbet ve
çevreyi çok iyi tanıyor, yörenin bütün efsanelerini ondan
dinleyebilirsiniz. Bir resim galerisi ve kütüphanesi de bulunan
Müze haftanın her günü ve günün her saati açık. (Tel: 0.266.387 33
40 ) Küçük bir ücretle gezebilirsiniz, değer doğrusu. İda’da
Dünyanın ilk güzellik Kraliçesi seçimi Kral Priamos’un bir
kuşkuyla dağda ölüme terk ettiği oğlu Paris bir ana ayı yavrusu
tarafından emzirilerek kurtarılır. Paris büyüyünce güzel ve yaman
bir delikanlı olur. Bir gün, her biri güzeller güzeli olan
tanrıçalar HERA, ATHENA , APHRODİTE arasında kimin en güzel olduğu
konusunda kavga çıkar. Kavgayı çözümlemek üzere Zeus Paris’i
görevlendirirler. Paris bir birinden güzel üç kadın arsından
seçimi nasıl yapıp, elmayı kime vereceğini düşünürken, belkide
dünyanın ilk rüşvetlerinden biri devreye girer. Tanrıça Hera Asya
ve Avrupa Krallığını, Tanrıça Athena ise savaşta dünyanın en büyük
yiğidi olmayı ve insanüstü bir akıl vaad ederler. Tanrıça Aprodite
ise, “Benden sana en güzel kadının sevgisi “ der. Paris Krallığı
ve kahramanlığı bir kenara itip sevgiyi seçer ve Aprodit’e uzatır
elmayı. Böylece dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçimi
sonuçlanır.
...............................................................................................................
SÜTÜVEN ŞELALESİ
Sütüven şelalesi Edremit’e 20
km uzaklıkta İzmir - Çanakkale karayolu üzerinde piknik alanıdır.
Manzara seyir terasları ve oyun alanları düzenlemeleri
bulunmaktadır. Alanda 8 m yükseklikten dökülen Sütüven şelalesi
bulunmaktadır. Sütüven piknik alanından sonra derenin karşı
tarafındaki patika yolu izleyerek 1 km sonra ulaşılır. Bir
şelalesi ve içinde pek çok balığın bulunduğu gölcükten oluşur.
...............................................................................................................
HASAN BOĞULDU
Efsaneye göre, yöre aşiretinden
bir kız ile ovalı bir delikanlı evlenmek ister. Fakat töreler
uymaz ve töre sınavları yapılmasına kara verilir. Kız, ovalı
delikanlıya "Benimle evlenmek istiyorsan aşiret büyüklerinin
kararı olarak, 40 okkalık tuz çuvalını bizim dağa sırtından hiç
indirmeden getirmelisin" der.
Çünkü dağlı kız, tuz çuvalını
hiç nefes almadan ovadan dağa götürebilmektedir. Delikanlı Hasan,
Emine ile evlenebilmek için tuz çuvalını sırtlanır ve dağa çıkmaya
başlar. Ne var ki sıcakta terlemiş ve tuz çuvalı sırtında derin
yaralar açmıştır. Yarı yolda çıkamayacağını anlar ve gölete
kendisini atar. Uzun süre delikanlıdan haber alamayan Emine, daha
sonra gölette Hasanın yemenisini bulur. Terk edilmeye dayanamaz ve
dere kenarında Hasana verdiği yemeniyle kendini bir ağaca asarak
hayatına son verir. Hasan gerçekten gururu yüzünden canına mı
kıydı, yoksa debisi yüksek suda serinliyeyim derken başını
kayalara çarpıp boğuldu mu bilinmez ama, günümüzde aynı yerde
yüzmek isteyenleri çevrede dolaşan görevli orman bekçileri sık sık
uyarıyorlar.
Bölge bol oksijenli havası ve
güzel doğası ile yürüyüş için çok uygun. Bir çok başka güzergah da
var. Şahindere ve Manastır Deresi’ne doğru yapılan yürüyüşte doğal
maden suyu kaynakları, mağaralar; Sebahattin Ali’nin öyküsünü
yazdığı Hasan Boğuldu’ya doğru olanda ise dağın dibinden kaynayan
Pınarbaşı deresi ve 17 metreden düşen Sütüven Şelalesi ile
çevresinde oluşan küçük sevimli gölcükler görülebiliyor. Buz gibi
suda yüzmek isteyenler kendilerini suya bırakabilirler.
 |
 |
| |
|
|
HASAN BOĞULDU GÖLETİ |
...............................................................................................................
Mıhlı
Çayı
Akçay'a 25 km
mesafede Altınoluk-Çanakkale karayolu üzerinde çevresi ormanlık
bir dere kenarıdır.
 Mıhlı
Çayı
...............................................................................................................
| |