| | | | | | |
Hakkımızda
Basında
Restorasyon Öncesi
Restorasyon Sonrası
Panoramik(360°)Otel Gezintisi
Tarihçe
Bitki Örtüsü
İklim
Denizler
Rüzgarlar
Bölge Gezi Rehberi
Linkler
Önemli Telefonlar
Balıkesir Hakkında


BÖLGE GEZİ REHBERİ

Bölgenin en gözde tatil yöresi Edremit’e 25 km uzaklıktaki Altınoluk.. Altınoluk orta halli aileler için tercih edilen yazlık tatil yerlerinin başında gelir. Büyük çarşısı, cafe-bar ve çay bahçeleri akşam yemek sonrası şenlenirken "piyasa vakti" gecenin geç saatlerine kadar devam eder. Piyasa gezintisi Altınoluk Meydanındaki dondurmacılardan, sahil boyu ve mendirek sonuna dek sürüyor. Plajlar ise hem ücretsiz hem de güzel. Sezon sonu Eylül ayında uyuyan deniz, dipte gazete okuyacak kadar berraklaşıyor.

        

 


              Şahinderesi


         Şahinderesi Kanyonu

Denizi, sahili yanında İda (Kaz) Dağı’na doğru yayılan güzel köyleri ve asıl da bol oksijenli havası ile ünlüdür Altınoluk. Yöre insanlarının "oksijen cenneti" diye adlandırdıkları Çam Mahallesi (Altınoluk’tan 2 km yukarıda) büyük kentlerden kaçan, özellikle solunum rahatsızlığı çeken insanların en çok tercih ettikleri yerler arasında ön sıradadır. Düzlükteki yerleşimden İda Dağı’na doğru yükseldikçe eteklerde zeytin, daha sonra çam ağaçları bu efsanevi dağın yamaçlarını sarıyor. Kazdağlarında gecelemeli yürüyüş için iki güzergah var. Daha kısa olanı 17 km. ve altı saat kadar sürüyor. Daha az eğimli traktör yolundan çıkış 10 km. daha fazla ve 8 saat sürüyor. Konaklamalı yürüyüş için malzeme gerekiyor. Yürüyüşte Sarıkız ve babasının türbeleri, Kaz Avlusu antik duvar kalıntıları ve çeşmeler görülüyor 

Altınoluk’u oksijen çadırına dönüştüren etkenlerin başında Şahinderesi Kanyonu geliyor. Bölgede hava değişimi sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor. Karşılıklı hava sirkülasyonunu sağlayan 27 km. uzunluğundaki kanyonun yüksekliği 600 metre. Açık U şekilli aralığı 700 metre civarında. Çevresi şifalı bitki ve otlarla bezeli olan Şahinderesi Kanyonuna Orman İşletme Müdürlüğü’nden izin alınarak giriliyor. Rehbersiz gezmenizi tavsiye etmediğimiz Şahinderesi Kanyonundan 25 km’lik bozuk toprak yol daha ziyade jeep türü araçlara geçit veriyor. Kazdağları’na güvenli ve verimli bir gezi için bu bölümün sonunda bu gezileri düzenleyen Seyahat Acentaları’na başvurunuz. Kendi başınıza gezmeniz hem yasak, hem de tehlikeli. Sizin için de dağ için de tehlikeli, lütfen uyunuz.

Şahinkale’nin kuzeyine gitmek için Avcılar köyünden orman yoluna giriliyor. Ormana giriş izninizi görevli bekçiye gösterip köprübaşından Kışladağı’na varıyorsunuz. Yol üzerinde çok soğuk, kireçsiz, vücut üzerinde çabucak kuruyan suya sahip gölcükler bulunuyor. Bunlardan biri olan Dereçatı mevkiinde yüzebilirsiniz. Bu nedenle yola çıkmadan önce mayo ve havlunuzu yanınıza alın. Su ve kuş sesinden başka ses duyulmayan bölgede pınar suları hayli bol. Dereçatı suyu çiçek ve kekik kokularını da beraberinde getirip, yosunlu kayaların kalbinden akıyor. Biraz ilerdeki pınar ise nane otları arasından aktığı için "Naneli pınar" ismiyle anılıyor. Kanyonda ilerleyen Gücük Burun, Ağlayan Çam, Kestane Deresi, Yörük Pınarı, Selvili Mezarlık, Ayı Kapıları, Damla isimli etapları geçip kabaran iştahınızla Altınoluk’a dönebilirsiniz. Şahinderesi kanyonunun çıkış noktasında bir yapay bentten dökülen suların yarattığı çağıltı ve serinlik Bent Otel bölgesini . Zaman uygunsa kuş cıvıltıları ve su çağıltıları arasında alabalık yemeyi de unutmayın.

 

...............................................................................................................

 KAZDAĞLARI (İDA DAĞI) :

Edremit Körfezi'nin kuzeyinde bulunan Kaz Dağları 21.300 hektarlık alanıyla deniz ve yeşilin tarihi dengeler ile doğanın kucaklaştığı zengin fauna ve florası ile ilimizin görülmeye değer yerlerinden biridir.

Kazdağlarından gelen orman havası ile denizin iyotlu ve oksijen miktarı yüksek havası birleşince Altınoluk Şahinderesi boğaz civarı oksijen çadırı olarak ifade edilmekte ve dünyanın oksijen bolluğu yönünden ilk üç yerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Kazdağlarına yöremizden dört noktadan ulaşılmaktadır. Bunlar Zeytinli, Kızılkeçili köyü, Güre köyü ve Altınoluk istikametinden çıkan orman yollarıdır.

Kendi doğal ortamından [endemik - Kaz Dağı göknarı (Abies Egui Trojani)] sadece Kaz Dağı'nda bulunan bu ağaç türü, Babadağ'ın kuzeydoğu yamaçlarında ve 1000-1500 m. yükseklerinde yayılım gösterir. 25-30 m. kadar boy atabilen, dar koni tepeli, piramit görünüşlü dekoratif bir ağaçtır. Mısır koçanı benzeri uzun kozalakları vardır. Bu bölgede 1988 yılında çıkarılan bir yasa ile "Kazdağı Köknarı Tabiatı Koruma Alanı" ilan edilerek özel korumaya alınmıştır.

Troia Kralı Priamos'un karısı Hekabe düşünde karnından alevler çıktığını ve şehri kapladığını görür, yorumu değerlendiren biliciler doğuracağı çocuğun Troia'ya felaket getireceği yorumunu yaparlar. Bunun üzerine doğan çocuk Paris'i İda Dağı'nda ölüme terkederler. Dişi bir ayı tarafından beslenen Paris çevredeki çobanlar tarafından bulunarak kendileri gibi çobanlık yapar. Adını da Aleksandors koyarlar. Genç delikanlı Aleksandors, ağaç perisi Oinone'ye aşık olur ve evlenir. 

Tanrılar katında zevk ve eğlence olduğu bir sırada davete çağrılmayan kavga ve nifak tanrıçası Eris olaya içerlemiş ve eğlencenin doruk noktasında "Altın bir elmanın üzerine en güzele" diyerek şölen sofrasına fırlatır. En güzel olduğu söylenen tanrılar arasında kıyasıya bir mücadele başlar ve 3 tanrı ayakta kalır. Bunlar Aphrodite, Athena ve Hera'dır. Bu üç tanrıça en büyük tanrı Zeus'a başvurarak elmayı en güzele vermesini isterler. Zeus bu zor durumdan "Ben güzelden anlamam, bir kral oğlu olan ve İDA dağında çobanlık yapan Paris bu seçimi engüzel şekilde yapar" diyerek olaydan sıyrılır. Bunun üzerine İda Dağı'na gelen bu üç tanrı, Paris'e altın elmayı; Hera kendisine vermesi durumunda Asya Krallığını, Athena kendisine vermesi durumunda sonsuz akıl ve başarıyı, Aphrodite kendisine vermesi durumunda dünyanın en güzel kadını olan Spartalı Helena'nın aşkını verecekleri vaadlerinde bulunurlar.
Bu üç teklifi değerlendiren Paris altın elmayı sonunda Aphrodit'e verir. Bu anlamda dünyada ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer İda Dağı olması nedeniyle mitolojik öneme haizdir.

KAZDAĞLARI TOZLU YAYLASI

SARIKIZ TÜRBESİ

EDREMİT Körfezine bakan Kaz dağının hörgücünde bir yatır vardır. Her yıl, ağustos ortasından eylül'ün ortasına kadar katar katar kervanlar, bu yatırın ziyaretçilerini Kaz dağının tepesine ulaştırır. Çadırlar kurulur. Pazarlar, sergiler açılır. Alışveriş, eğlence, cümbüş hep o günlere saklanır. Kaz dağı sanki bir kol çengi olmuştur. hop oturur hop kalkar.

Kaz dağında yatan evliya, Sarı Kız diye anılır. Nereden gelmiştir, kimin soyundan, kimin kimin huyundan? Hakkında öyle çok şey söylenmez. Ancak, oralarda kime sorsanız, size sonbaharın parlak gecelerinde Kaz dağının hörgücündeki yatırın üzerine nur indiğini bunu kendisinin de, babasının da, emmisinin, halasının da gözleriyle gördüğünü yemin billah söyler.Halbuki, yemin etmesine gerek yok... Eski Yunan şair Homeros'tan beri buralardan geçen kaç yazıcı, sarı Kız'ın üzerine geceleri hur indiğini yazmış. 

Bir zamanlar Edremitte bir dünya güzeli bir kız varmış. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi omuzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı bakarmış. Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan'ın muhabbetinde, gözü gönlü O'nun aşkında karalıymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir, Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş, sadık ve vefalıymış. Sarı Kız'ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim. Sarı kız'ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış. Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz, “Benim Hak'tan başka bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş. 

Gün günden herkesin sabrı tükenmeye, canı sıkılmaya başlamış. Önce küçük dedikodular, sonra büyük büyük iftiralar Edremit'e yayılmış. Sarı kız sustukça söylentiler büyümüş, diken diken, çatal çatal olmuş. Zavallı merak ediyor, kendi kendine, acaba şu insanoğlu, kendi gibi olmayanlara karşı daha ne kadar zalim, ne kadar anlayışsız olabilir diye soruyormuş.

Bir gün memleketin ileri gelenleri Sarı Kız'ın babasını yoldan çevirmişler: “Ya namusunu temizle, ya çek burdan git. Kızın kötü yoldadır, biz böyle şey istemeyiz!” diye dayatmışlar. Zavallı adam, dünya güzeli kızından bir fenalık görmemiş ama, o da onu anlayamıyor! O dalıp dalıp gitmeler, günlerce aç susuz dolaşmalar. Boynum kıldan ince, deyip her şeye boyun vermeler... Ama, iş evlenmeye geldi mi hayır diye dayatmalar... Bütün bunlar niçin? Sonra, mademki iş bu hale geldi!. Gerçekten bu lekeyi temizlemek gerek. Ertesi gün adamcağız, kümesten kazları çıkarmış, Sarı Kız'ı yanına almış. Varmışlar Kaz dağına... Kızına, biraz kaz güdelim demiş ama niyeti, bir punduna getirip yalnızca aşağı inmekmiş. Sarı Kız, orada kaderiyle baş başa kalacak. Kaz dağında, bir gece geceleyip de sabaha sağ çıkan yok ki kızı çıksın. Orada ölür gider, babası da âlemin dilinden kurtulur. Sarı Kız, babasının niyetini yüreğinden okumuşmuş Ardından bakmış da "Haydi güle güle, var selametle". demiş, kazlarını süre süre tepelere doğru yürümüş. Babasının iki gözü iki çeşme, sel sel ağlarmış., Kaz dağının ayazı yüzüne vurdukça"Vay kızım, Sarı kızım" diye dövünürmüş!... Ne ki, korktuğu gibi, Sarı Kız ölmemiş. Onu bir zaman sonra oduncular, Kaz dağı ormanlarında dolaşırken görüvermişler. Vay demişler, adam bizi aldatmış. Kızı öldürdüm dediydi! Meseleyi haber alınca, içi pişmanlık ateşiyle alev alev yanan Sarı Kız'ın babası, sevinsin mi, dövünsün mü? Yamçısını sırtına almış, başlamış yokuşu tırmanmaya. Hey demişler, kar var, tip var, delirdin mi? Artık bunları kim dinler? Bir solukta yolun yarısını gitmiş, Ortalık göz gözü görmüyormuş. Derken önünde bir ışık belirmiş. O ışıkla beraber ne kar kalmış, ne tipi. Hava ısınmış, etrafı nefis kokular bürünmüş. Işık gitmiş, adam gitmiş, ta doruğa varmışlar, Birden ışık şöyle bir titreyince, ne görsün? Sarı Kız güle güle babasının boynuna sarılmaz mı? Ne sitem, ne ağıt, ne şikayet..."Gel babam, sana çorba pişirdim, sana döşek serdim" diye onu bir mağaraya sokmuş. Sabaha kadar söyleşip gülüşmüşler. Baba anlamış, iyice anlamış: 

"Sarı Kız, bu dünyanın insanı değil, o ermişlerden bir ermiş!" 

Sabah olunca, bir namaz kılayım, diye adam davranmış. Sarı Kız, "Dur baba, sen deniz suyuyla abdest alırsın" diye Kaz dağından testisini uzatınca, aşağıda, testiye denizden suyu dolduruvermiş.Ama, babanın bütün yalvarıp yakarması boşuna gitmiş. Sarı Kız'ı bir daha aşağı inmeye razı edememiş. Sarı Kız,"Benim masumiyetimi onlara sen haber ver. Hem ben, Edremit'e beddua ettim. Bundan böyle kazları yağlı, kızları sevdalı olacak. Kim bu sevdaya tutulursa mevlam kolaylık versin... Edremit’ten kız seven yanacak, ama ne yanacak!..." 

SARIKIZ TÜRBESİ SARIKIZ YAYLASI
SARIKIZ TEPESİ

 ..........................................................................................................


ASSOS

Ayvacık'ın sahil köylerinin en önemli özelliği Adatepe'den başlayarak kıyıya paralel uzanan tepelerin deniz gören yüksek kesimlerinde yerleşmiş bulunmasıdır. Behram (Assos), Ayvacık'ın güneyi boyunca bir gerdanlık gibi dizilen köylerimizin ortasında adeta bir elmas gibi gözleri kamaştıran güzelliği ile boy göstermektedir. Dünyada antik şehir kalıntısı içinde yaşamaya devam eden biricik köydür. 

Assos, Eski Anadolu'nun batısında, Troas bölgesinin güney kıyısında, 238 metre yükseklikteki bir bazalt tepesi üzerine kurulmuş antik bir şehirdir. Örenleri, Behram Köyü civarında görülmektedir. Tepenin kuzey eteğinde, Satnioeis (Tuzla Çayı) akmaktadır. Assos, Lesbos (Midilli) adasındaki Methymna şehrinden gelen Aioller tarafından kurulmuştur. M.Ö.560-547'de Lydialılar'ın, M.Ö.547-479'da Perslerin egemenliği altında bulunmuştur. Bağımsızlığa kavuştuktan sonra Attika Deniz Birliği'nin bir üyesi olmuştur. M.Ö.405'te Assos'ta oligarşik bir hükümet kurulmuştur. M.Ö.366 yılında Phrygia satrabı Ariobarzanes, Pers Kralı'na karşı ayaklandığı zaman, büyük bir banker ve işadamı olan Eubulos Ariobarzanes ile bir olarak Atarneus'tan Assos'a kadar bütün kıyı bölgesini elde etmiştir. Ariobarzanes'in düşmanları Lydia satrabı Autophradates ve Karia satrabı Maussollos, Assos'u muhasara ettikleri zaman, Eubulos, şehri başarı ile savunmuştur. Sonunda Sparta Kralı Agesilaos'un işe karışmasıyla kuşatma kaldırılmıştır. M.Ö.350 yılında Assos'un idaresi Hermias'ın eline geçmiştir. Hermias, Eubulos'un bir hadım kölesidir; fakat çok kabiliyetli olduğu için, Eubulos onu öğrenim için Atina'ya göndermiştir. Hermias, orada Eflatun'un öğrencisi olmuş ve Aristo ile dostluk kurmuştur. Anadolu'ya döndükten sonra, hem para hem de devlet işlerinde Eubulos'un ortağı ve arkadaşı olmuştur. Hermias, Assos şehrini Eflatun'un öğrencileri olan Erastos ile Koriskos'a hediye etmiştir; onlar da orada bir felsefe okulu kurmuşlar, devlet idaresinde de Hermias'a etki yapmışlardır. Eflatun'un ölümünden sonra, Hermias'ın daveti üzerine Aristo, Ksenokrates ile beraber Assos'a gelmiş ve orada ilk felsefe okulunu kurmuştur. Bu şekilde Assos, Aristo'nun orada kaldığı üç yıl zarfında (347-345) Yunan tefekkür hayatının önemli bir merkezi olmuştur. Kıstoa Okulu'nun ikinci başkanı olan Kleanthes (330,231) Assos'ta doğmuştur.Hermias'ın ölümünden sonra (M.Ö.342) Assos, yine Perslerin egemenliği altına girmiş, M.Ö.334'te Büyük İskender tarafından kurtarılmış, ondan sonra bütün Troas bölgesi gibi, muhtelif hükümdarların egemenliği altında bulunmuş, sonra Bergama Kralları'nın ve bütün Bergama Krallığı ile beraber M.Ö.l33 yılında Romalıların eline geçmiştir. Assos adı, tarihte bundan sonra geçmemekle beraber önemini kaybetmemiştir. Assos'a Bizans zamanında Makhramion adı verilmiştir, bugünkü adı Behram, oradan gelmektedir.Assos'un önemi, özellikle Aleksandreia Troas'tan, Adramytteion'a, oradan da Bergama'ya kadar giden yola hâkim olmasındandır. Bu yüzden, şehir ilk zamanlardan beri iyice tahkim edilmiştir. Büyük bir kısmı iyi korunmuş olan surlar ve kapıları, M.Ö.IV ve III. yüzyıllarda yapılmıştır; bunlar Yunan tahkimat sanatının parlak bir örneği sayılabilir. Öbür binalar arasında özellikle şehir tepesinin en yüksek noktasında bulunan Athena Tapı-nağı'nın önemi, anılmaya değerdir. Bundan başka bir tiyatro, bir gymnasion ve agoranın kuzey kenarındaki bir stoanın örenleri de vardır. Deniz kenarından hala eski dalgakıranın kalıntıları görülebilmektedir. Batı Akropolis' te ise her iki kenarında da mezarlar bulunan bir sokak göze çarpmaktadır. Ayrıca birçok mezar anıtı da bu sokakta yer almaktadır. 

ASSOS –İSKELE 

Athena Tapınağı'nın yükseldiği tepeden denize bakıldığında antik iskelenin su altındaki kalıntıları rahatlıkla görülebilmektedir. Lesbos (Midilli) ile Assos arasındaki dini ve siyasal bağ düşünüldüğünde; buranın işlek bir liman olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Bugün batık olan antik limanın yerine yapılmış olan iskele, tarihteki eski hareketliliğini kaybetmişse de , güzelliğiyle ziyaretçilerini büyülemeye devam etmektedir. İskele, seksenli yıllara kadar palamut sevkıyatında, burada bulunan yapılar da palamut ambarı olarak kullanılmakta iken, günümüzde her ikisi de turizm amaçlı faaliyet göstermektedir.Palamut yüklü deve kervanlarının yerini, dünyanın dört bir yanından akın akın gelen turist konvoyları almaktadır.

ASSOS LİMAN BEHRAMKALE


BEHRAMKALE

..........................................................................................................

ANTANDROS


Mysia'da İda Dağı eteğinde çok eski bir şehirdir. Adramytteion'un denize bakan çıkıntısının kuzey kenarında,Alkaios'a göre bir leleg yerleşimi, Skespsis'li Demetrios'a göre bir Kilikya kuruluş; Heredot'a göre bir Pelasg yerleşimi; Thukydides'e göre bir Aiol yerleşimi. Edonis ve Kimmeris gibi yan adları da vardır. Bu adların, Aristoteles'e göre Antandros'u işgal eden kavimlerden kaynaklanması gerekmektedir. Diğer bir söylentiye göre de; buradan sonradan kovulan ANDRİA'lılar tarafından kurulmuş olmasıdır. Antandros bölgesinde, sikkelere göre Astria'nın doğusundaki Aspeneos'da, ida dağlarından elde edilen ve özellikle gemi yapımında kullanılan ağaç (Odun-Kereste) ticareti ileri düzeydeydi. Pers yönetimi sırasında Dareios tarafından ele geçirilmiştir. Pelopponnes savaşları sırasında birçok kez olayın içine çekilmiştir. Atinalılara tribt (vergi) ödemek zorunda idi. Sicilyalıların hareketi yüzünden tekrar Perslerin eline düşmüştür. Sonra Persler tarafından kovulmuşlardır. 4. yy.lın ikinci yarısında özgür bir şehir olarak sikke basmıştır. Geç dönemlerde Titus'dan Elagabal'a kadar sikke basmıştır. Hıristiyanlık döneminde bir psikoposluk merkezi idi. H.Kiepart tarafından bugünkü Avcılar yakınında sahile doğru, iki yüz on beş metre yükseklikteki bir dağ üzerinde lokalize edilmektedir. Burada bulunmuş bir yazıt yayınlanmıştır.

Freskli ve mozaikli evler günışığında


Antik kentte 1992 - 1996 yılları arasında Bursa Müzesi'nce yapılan kazı çalışmalarına ara verilmesinin ardından, 2001 yılında tekrar başlatılan kazılar Balıkesir Müzesi başkanlığında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülüyor. Dönemin önemli bir kıyı kenti olan ve ulaşılan bilgilere göre iki limana sahip bulunan Antandros'ta yapılan kazılara bu yıl, denizden yapılan çalışmalar da eklendi. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Sualtı Topluluğu tarafından yapılan çalışmalar sonunda, İda Dağı'ndan kesilerek gemi yapımında kullanılmak üzere hazırlanan kerestelerin ihraç edildiği Aspeneus Limanı'na ulaşmak hedefleniyor.


“kazı çalışması mezarlık alan, geç roma dönemine ait villa, yol üstü açması ve Antandros antik kaynak 2 liman kazı olarak 4 aşamada gerçekleştiriliyor. Şuan M.Ö 7. Yüzyılın ikini bölümüne ait mezarlar ele geçirildi. M.S. 8. Yüzyıla ait seramik parçaları kazıda bulunması nedeniyle o dönemde bu seramikler ölü ile birlikte hediye amaçlı olarak mezarlara gömüldüğü için mezarlarda genişleme yerine derine kazılar yapılıyor. Ayrıca Tek Çam mevkiinde mendirek kayalarına rastlanıldı, burada Aspenus limanlarının bulunma olasılığı çok yüksek. Limanlardan Kazdağlarından kereste ihracatı yapılıyormuş. Bu yüzden bu yıl kazı çalışmasına deniz ekibi de katılarak hem karadan hem de denizden devam ediyor.


Zengin bulgular elde edildi

Kentte yapılan çalışmalar kapsamında ayrıca, karayolu çalışmalarından zarar görmemesi için yapılan iki açmayla, güney tarafında Erken Bizans Dönemi'ne ait bir mezarlık, kuzey tarafındaki alanda da halk yerleşimine ait konut temeller ortaya çıkarıldı. Büyük bölümü ikinci konut yapılanmasıyla tahrip edilmiş Arkaik-Klasik Devir nekropollerinin bulunduğu alanda yapılan kazılarda, Klasik Dönem'e ait zengin
veriler sağlayan lahitler bulundu.



Vorderseite Apollo;
Antandros/Troas ca. 350 v.C.

Antik kentin, büyük olasılıkla akropolünün yer aldığı Kaletaşı Tepesi'nin batı yamaçlarında yapılan üçüncü sektör kazısında ise duvarları freskolar, tabanları zengin mozaik döşemelere sahip olan yamaç evlere ulaşıldı. Geç Roma dönemine ait bu evlerin, Edremit Körfezi'ne hâkim konumdaki tüm yamacı kapladığı sanılıyor. Bu kısımda şimdiye kadar 7 oda ve revak bölümünden oluşan yapı kompleksi açığa çıkarıldı.

...............................................................................................................

BİR KÖY MÜZESİ TAHTAKUŞLAR



Akçay ile Altınoluk arasında Tahtakuşlar Etnografya Galerisi tabelasını görüp sağa girdiğinizde köyün hemen girişinde bir köy müzesi göreceksiniz. UNESCO’dan özel ödül almış müzede Türkmen kültürünün iş aletlerinden giysilerine, çadırlarından ev gereçlerine kadar yüzlerce ürün sergileniyor. Müzenin kurucusu ve yöneticisi emekli öğretmen Alibey Kudar ve ailesi çevre hakkında bütün sorularınıza cevap veriyorlar. Bir de Kaz Dağı’nın çeşitli dertlere deva otlarını toplayıp kurutuyorlar. Melisa, kandil çayı, karabaldır gibi hoş adları da olan otlardan küçük bir bedel karşılığı satın alabilirsiniz. Değişik otlardan oluşmuş pakette her otun üzerinde nasıl kullanılacağı ve neye yaradığı belirtiliyor. Ayrıca elişi giysiler, takılar da alabilirsiniz. Alibey Kudar hoşsohbet ve çevreyi çok iyi tanıyor, yörenin bütün efsanelerini ondan dinleyebilirsiniz. Bir resim galerisi ve kütüphanesi de bulunan Müze haftanın her günü ve günün her saati açık. (Tel: 0.266.387 33 40 ) Küçük bir ücretle gezebilirsiniz, değer doğrusu. İda’da Dünyanın ilk güzellik Kraliçesi seçimi Kral Priamos’un bir kuşkuyla dağda ölüme terk ettiği oğlu Paris bir ana ayı yavrusu tarafından emzirilerek kurtarılır. Paris büyüyünce güzel ve yaman bir delikanlı olur. Bir gün, her biri güzeller güzeli olan tanrıçalar HERA, ATHENA , APHRODİTE arasında kimin en güzel olduğu konusunda kavga çıkar. Kavgayı çözümlemek üzere Zeus Paris’i görevlendirirler. Paris bir birinden güzel üç kadın arsından seçimi nasıl yapıp, elmayı kime vereceğini düşünürken, belkide dünyanın ilk rüşvetlerinden biri devreye girer. Tanrıça Hera Asya ve Avrupa Krallığını, Tanrıça Athena ise savaşta dünyanın en büyük yiğidi olmayı ve insanüstü bir akıl vaad ederler. Tanrıça Aprodite ise, “Benden sana en güzel kadının sevgisi “ der. Paris Krallığı ve kahramanlığı bir kenara itip sevgiyi seçer ve Aprodit’e uzatır elmayı. Böylece dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçimi sonuçlanır.

...............................................................................................................

SÜTÜVEN ŞELALESİ 

Sütüven şelalesi Edremit’e 20 km uzaklıkta İzmir - Çanakkale karayolu üzerinde piknik alanıdır. Manzara seyir terasları ve oyun alanları düzenlemeleri bulunmaktadır. Alanda 8 m yükseklikten dökülen Sütüven şelalesi bulunmaktadır. Sütüven piknik alanından sonra derenin karşı tarafındaki patika yolu izleyerek 1 km sonra ulaşılır. Bir şelalesi ve içinde pek çok balığın bulunduğu gölcükten oluşur

   

SÜTÜVEN ŞELALESİ

...............................................................................................................

HASAN BOĞULDU 

Efsaneye göre, yöre aşiretinden bir kız ile ovalı bir delikanlı evlenmek ister. Fakat töreler uymaz ve töre sınavları yapılmasına kara verilir. Kız, ovalı delikanlıya "Benimle evlenmek istiyorsan aşiret büyüklerinin kararı olarak, 40 okkalık tuz çuvalını bizim dağa sırtından hiç indirmeden getirmelisin" der.

Çünkü dağlı kız, tuz çuvalını hiç nefes almadan ovadan dağa götürebilmektedir. Delikanlı Hasan, Emine ile evlenebilmek için tuz çuvalını sırtlanır ve dağa çıkmaya başlar. Ne var ki sıcakta terlemiş ve tuz çuvalı sırtında derin yaralar açmıştır. Yarı yolda çıkamayacağını anlar ve gölete kendisini atar. Uzun süre delikanlıdan haber alamayan Emine, daha sonra gölette Hasanın yemenisini bulur. Terk edilmeye dayanamaz ve dere kenarında Hasana verdiği yemeniyle kendini bir ağaca asarak hayatına son verir. Hasan gerçekten gururu yüzünden canına mı kıydı, yoksa debisi yüksek suda serinliyeyim derken başını kayalara çarpıp boğuldu mu bilinmez ama, günümüzde aynı yerde yüzmek isteyenleri çevrede dolaşan görevli orman bekçileri sık sık uyarıyorlar. 

Bölge bol oksijenli havası ve güzel doğası ile yürüyüş için çok uygun. Bir çok başka güzergah da var. Şahindere ve Manastır Deresi’ne doğru yapılan yürüyüşte doğal maden suyu kaynakları, mağaralar; Sebahattin Ali’nin öyküsünü yazdığı Hasan Boğuldu’ya doğru olanda ise dağın dibinden kaynayan Pınarbaşı deresi ve 17 metreden düşen Sütüven Şelalesi ile çevresinde oluşan küçük sevimli gölcükler görülebiliyor. Buz gibi suda yüzmek isteyenler kendilerini suya bırakabilirler.

   

HASAN BOĞULDU GÖLETİ

...............................................................................................................

Mıhlı Çayı

Akçay'a 25 km mesafede Altınoluk-Çanakkale karayolu üzerinde çevresi ormanlık bir dere kenarıdır.


Mıhlı Çayı

...............................................................................................................

ADATEPE KÖYÜ PINARBAŞI
   
    ZEUS YOLU  
AĞLAYAN ŞELALE AKYAR GÖLETİ



 


Köyiçi Mevkii  İbrahim Erdim Cad. No:1 Altınoluk- Balıkesir
Tel: 0.266 396 68 48 - 396 18 24
Faks: 0.266 396 34 50